| İsrailde
dogup büyümüş şu anda Southampton Üniversitesi'nde görev yapan Dr. Oren
Ben-dor geçenlerde İndepent gazetesinde son derece doğru bir tesbitte bulunuyordu:
"İsrail
terörle oluşturuldu ve özündeki ahlaksızlığı gizlemek için teröre ihtiyaç
duyuyor. 1948'de, İsrail'e dönüşen Filistin'in bir bölümünde, Yahudi
olmayanların çoğu etnik temizliğe maruz kaldı. Bu eylemler dikkatle
planlanmıştı. O olmadan, Yahudilerin çoğunlukta olduğu bir devletin kurulması ve
devletin Yahudi niteliğinin koruması mümkün olmazdı. 1948'den bu yana "İsrailli
Araplar" olarak adlandırılan Filistinlilerden topraklarından atılmamayı
başaranlar sürekli ayrımcılığa maruz kaldılar. Gerçekte çoğundan evlerini
görünürde "güvenlik gerekçeleriyle" terk etmeleri istendi. Ancak gerçek amaç,
onların topraklarına Yahudiler için el koymaktı."
Birde tarihe bakalım
1918 de ingilizlerin
Filistin topraklarını işgal etmesiyle dünyanın her yerinden bu topraklara akın
etmeye başlayan siyonist yahudiler ,1920 de Haganah adlı örgütü kurdular.Haganah
İbranicede savunma anlamına gelir.Gene Filistin’deki Araplarla ve ilerleyen
yillarda da Ingilizlerle savasmak için Irgun Zvei Leumi, kisaca Irgun
adli bir örgütte kuruldu.1940 yılında Irgun`dan ayrilan Avraham Stern’in
kurdugu Lahome Herut kısaca Lehi`de Araplar’a karsi kanlı terör
eylemleri gerçeklestirdi.
Haganah hakkında pekte bilinmeyen bir şey
vardı. Örgüt, Araplara karşı kullandığı silahların bir kısmını Nazilerden temin
etmekteydi.Bu örgütler hem Müslümanlara hemde kendilerine Filistin kapılarını
açmış olan İngilizlere karşı terör eylemleri düzenliyorlardı.
BM Filistin topraklarının bölünmesine dair
karar aldığında yahudilerin eğitim görmüş silahlı yetmiş beş bin militanı
bulunuyordu. Bu silahlı militanların mevcut yahudi terör örgütlerine göre
dağılımı şöyleydi: Hagana: 60 bin, Balamah: 5 bin, Irgun: 5 bin, Şatiron: Bin.
Diğer dört bin terörist de diğer terör örgütlerine mensuptu. İşte İsrail bu
terörist militanlar tarafından kurulmuş ve yöneticileri de onların arasından
çıkmıştır.
Haganah,İrgun
ve Lehi nin aktif teröristleri, yillar sonra tüm dünyanin tanıdıgı
isimler haline geldi. Menahem Begin,İzak Şamir,Ariel Şaron,David Ben-Gurion,Moşe
Dayan ,başbakan oldular,çeşitli bakanlıklar yaptılar.Bu teröristler,
Israil’in kurulmasıyla eylemlerini bitirmedi, azaltmadı da. Aksine, daha da çok
kan dökmeye başladılar. 14 Ocak 1994’de Şimon Peres`e Nobel barış ödülü
verildi.Ama bu "Teröristlerin Efendisi" olarak tarihteki yerini almasına
engel olamadı. Deir Yasin katliamı ve Kral Davud Oteli'nin havaya uçurulması
eylemlerinin sahibi Menahem Begin ise 1978 yılında Nobel barış ödülünün
sahibi oldu. Sabra ve Şatila katliamlarının birinci dereceden sorumlusu Ariel
Şaron ise Abd tarafından "Barış Adamı" ilan edildi. Bir ara Kudüs belediye
başkanlığı yapmış olan Teddy Kollek, İsrail'in kuruluşundan önce pek çok
kanlı terör eyleminin sorumlusu olan Hagana örgütünün ileri gelen
elemanlarındandı. İsrail'in Menahem Begin'den önceki başbakanı bayan
Golda Meir 16 yaşından itibaren siyonist örgütler içinde faaliyet göstermiş
biridir.Teröristlerin yönettiği bir ülkedende ancak terör beklenirdi. İsrail'in
komşularına yönelik terör faaliyetlerinin ve çıkardığı savaşların anlamı budur.
     
MOSHE DAYAN
SHAMİR STERN
ŞARON BEGİN
GURİON
İSRAİL’İN YAPTIĞI BAŞLICA KATLİAMLAR:
Kral Davut Katliamı (22 Temmuz 1946):
İsrail
terör örgütü Irgun’un Kral Davud Oteli’ne düzenlediği saldırıda, aralarında
İngilizler, Araplar ve Yahudilerin bulunduğu 96 kişi öldü 58 kişide
yaralandı.Katliam İsrailin ilk başbakanı Ben-Gurion’un emriyle
gerçekleştirildi
Baldat Al-Şeyh Katliamı
(30-31. Ocak 1947):
60 ölü, birçok yaralı
Yehida Katliamı (13 aralık
1947):
31 ölü, 63 yaralı
Hisas Katliamı (18.Aralık
1947):
10 ölü, çok sayıda yaralı
Kazaza Katliamı (19 aralık
1947):
5 ölü, çok sayıda yaralı
Semiramis Oteli Katliamı
(05 Ocak 1948):
20 ölü, 16 yaralı
Deir Yasin Katliamı(9
Nisan 1948):
Irgun terör örgütüne bağlı militanlar tarafından Deir Yasin Köyü’nde
gerçekleştirilen katliamda 254 Filistinli sivil hayatını kaybetti.Öldürülenlerin
çoğu kadın ve çocuktu. Yahudi teröristler hamile bir kadının karnını yararak
karnındaki çocuğu da öldürmüşlerdi. Teröre şahit olanların anlattıklarına göre
yahudi teröristler bu baskında kadınların kulaklarını kesiyor, kulaklarındaki
küpeleri alıyor sonra öldürüyorlardı.Örgütün lideri Begin yaptıgı açıklamada Bu
önemli bir stratejik eylemdi. Bu eylemi gerçekleştirme şerefi sadece Irgun
örgütüne ait değildir. Bu eylem Şatiron'un ve Balamah örgütündeki topçu birliğin
katkılarıyla gerçekleştirilmiştir demiştir.
Naser Al-Din Katliamı (13 Nisan 1948):
40 ölü, 40 yaralı
Tantura Katliamı (15 mayıs
1948):
200 ölü, çok sayıda yaralı
Beyt Daras Katliamı (21
Mayıs 1948):
Köyde yaşayanların tamamı katledildi
Lida Katliamı (9-18 Temmuz
1948):
İzak Rabin’in açık emirleriyle gerçekleştirilen Lida Katliamı’nda, 10 gün
içerinde 60.000 kişi evlerinden atılırken, bunu takip eden El Tira, Tantoura ve
Hayfa katliamları ile yüzlerce Filistinli sivil katledildi.
Dahmaş
Camisi Katliamı (11 Temmuz 1948):
450 ölü, birçok yaralı
Davayima Köyü Katliamı (29
Ekim 1948):
İsrail işgal ordusuna bağlı üç ayrı bölük El-Halil’deki Davayima Köyü’ne girdi
ve hiçbir karşıkoyma olmamasına rağmen rasgele açılan ateşle kadın ve çocuklar
da dahil olmak üzere 80 Filistinli öldürüldü.
Safsaf Köyü Katliamı(29
Ekim 1948):
İsrail ordusunun Safsaf Köyü’ne düzenlediği saldırı sırasında köylülerin üzerine
rastgele açılan ateş 70 kişinin ölümüne neden oldu.
Houla
Katliamı (31 Ekim 1948):
82 ölü, birçok yaralı
İarafat Katliamı,( 07
Şubat 1951);
10 ölü, 8 yaralı
Gazze Kenti Katliamı (05
Nisan 1956):
60 ölü, 103 yaralı
Kufr Kasem Katliamı (29 Ekim 1956):
İsrail’in Mısır’ı işgali arifesinde, bölgedeki bir Filistin köyüne saldıran
işgal askerleri, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 49 Filistinli
sivili acımasızca katletti.Çok sayıdada insan yaralandı.
Samu Katliamı (Kasım 1956):
Batı Şeria’ya bağlı Samu köyüne saldıran işgalci askerler, köyü yerle bir
ederken, imha operasyonunda 18 Filistinli hayatını kaybetti. Onlarcası
yaralandı.
Kibya Köyü Katliamı
(12 Ekim 1958):
Ariel Şaron liderliğindeki bir grup İsrail askeri tarafından, Batı Şeria’da
bulunan Kibya Köyü’ne düzenlenen saldırıda 45 ev havaya uçuruldu. 69 kişi
hayatını kaybetti, 75 kişi de yaralandı. Ariel Şaron bu evlerde kimsenin
yaşadıgını bilmiyorduk dedi. Aynı gece iki Filistin köyüde ateşe verildi.
Ürdün Katliamları (15
Şubat 1968):
İsrail uçakları Ürdün nehri boyunca 15’ ten fazla Filistin köyüne havadan napalm
bombası yağdırdı. Saldırıda resmi rakamlarla 56 kişi feci şekilde yanarak can
verdi.
İrbid Katliamı (4 Haziran
1968):
İrbid şehrini bombalayan İsrail uçakları 30 Filistinlinin ölümüne neden oldu.
Abu Za’abel Katliamı (12 Şubat 1970):
İsrail
uçakları Mısır sınırındaki Abu Za’abel’i havadan bombaladılar. Saldırıda hedef
seçilen bir fabrikadaki 70 işçi öldü.
Sha’a Katliamı (8 Nisan 1970):
Mısır’ın
başkenti Kahire’ye 80 kilometre mesafedeki Sha’a eyaletinde bir okulu bombalayan
İsrail uçakları 46 çocuğu katletti.
Suriye Katliamı (8 Eylül 1972):
Suriye hava sahasını ihlal eden İsrail jetleri yedi köyü bombaladı. Saldırıda en
az 200 kişi hayatını kaybetti.
Libya Katliamı (19 Şubat 1973):
Libya Havayolları’na ait bir yolcu uçağı İsrail tarafından düşürüldü. İçindeki
107 yolcu ve mürettebat hayatını kaybetti.
Güney Lübnan (1979):
İsrail bölgeye 113 gün boyunca aralıksız saldırdı.Sadece mülteci kamplarını
değil köyleri ve kasabaları da bombaladı. 200.000'den fazla Filistinli ve
Lübnanlı Beyrut'la Sidon'daki mülteci kamplarına kaçmak zorunda
kaldı. 300 kişi hayatını kaybetti 800 kişi yaralandı ve 7.000'den fazla ev
tahrip edildi.
Beyrut Katliamı (20 Temmuz 1981):
İsrail jetleri Lübnan’ın başkenti Beyrut’a hava saldırısı düzenledi. 45
dakikadan az süren bombalamada İsrail jetleri, 300 sivili öldürdü. Yüzlerce
sivil aynı saldırıda yaralandı ya da sakat kaldı.
Batı Beyrut Katliamı (4
Haziran 1982-3 aya yakın sürdü)
Ölü sayısı 18.000 yaralı sayısı 30.000 olarak açıklandı.
Sabra ve
Şatilla Katliamları (15-18 Eylül 1982):
1982'de Lübnan'ı işgal eden İsrail kuvvetlerinin başkomutanı Ariel Şaron'un
gözetimi ve koruması altında Lübnanlı Hıristiyan Falanjist milisler tarafından
gerçekleştirilen katliamda binlerce kişi öldürüldü. Sadece 328 kişinin kimliği
tespit edilebildi. Saldırganlar öldürdükleri kişilerin cesetlerini tanınmaz hale
getirdiklerinden çoğunun kimliği tespit edilemedi.Sabra ve Şatila bir kan
gölüne dönmüştü. Her taraftan oluk oluk kan akıyor, Filistinlilerin cesetleri
birbiri üzerinde duruyordu…Sabra Şatila katliamından sonra hazırlanan soruşturma
dosyasında yer aldığı üzere; bu katliama katılan falanjist bir milisin 50 kadar
Filistinli hakkında ne yapacağını İsrailli bir subaya sorduğunda aldığı cevap şu
olmuştu:
“Tanrının emrini yerine getir!”
Sabra`da Kurbanlardan biride üç aylık Ziyauddin et-Tumeyzi idi. Üç aylık bebek
Ziyauddin gerçekten tam "nokta vuruşu"yla, yakın mesafeden atılan tabanca
mermileriyle alnından vurularak öldürülmüştü.
Şaron bu katliamdan sonra Beyrut kasabı olarak anılmaya başlandı.
Olay nasıl
gerçekleşti:
Filistin kurtuluş örgütüne yazılı olarak verilen garantiye ragmen İsrail 15
Eylül 1982 de Batı Beyrut`u işgal etti.Antlaşmaya göre FKÖ Beyrutu terkedecek
İsrailde Beyruta girmeyecektir.FKÖ kenti terkedince İsrail şehirde cinayet yağma
ve tutuklamalarına başladı.
Asıl
akıl almaz vahşet ise Sabra ve Şatila mülteci kamplarında yaşandı.16 Eylül 1982
Perşembe günü İsrail ordusu Sabra ve Şatila`yı tamamen kuşattı.Kamp çevresine
keskin nişancılar yerleştirildi.1500 kişiden oluşan bir grup ise daha önce
İsrail ordusu tarafından çizilen oklarla yönünü bularak
İsrail
ajanı
Said Haddad`ında
yardımıyla batı Beyrut yönünde harekete geçti. Şatila kampının girişinde
bekleyen askerler ise gece ile birlikte Falanjistler’in kampa girmelerine izin
vermeleri emrini aldı.İlk katliamlar güneşin batmasından önce, İsrail
karargahının önündeki Arsal ismindeki bölgede başladı. Katil sürüleri, İsrail
ordusu tarafından kendilerine verilen jiplerle kampın her yanına yayıldılar.
İnsan kıyımı hiç aralıksız 40 saat sürdü. İsrailliler, katliamı işgal altında
tuttukları binanın 7. kat damından izlediler. Gece karanlık tamamen inince
İsrail ordusu dört bir taraftan kampların üzerine aydınlatma fişekleri atmaya
başladı. Kampların, geceleyin bu kadar güçlü ve sürekli aydınlatıldığını gören
basın mensupları, Batı-Beyrut’taki İsrail askeri sözcüsünden açıklama istedi.
Fakat askeri sözcü susmaktaydı.
16
Eylül Perşembe akşamından 18 Eylül Cumartesi sabahına kadar süren akıl almaz
katliamdan sağ kurtulanlar, tanık oldukları tüyler ürpertici katliamı şöyle
anlattılar:
“İlk
saatlerde Falanjist milisler yüzlerce insanı öldürdüler. Dar sokaklarda hareket
eden herşeyin üzerine ateş ettiler. Evlerin kapılarını kırarak, akşam
yemeklerinin tam ortasında aileleri son ferdine kadar öldürdüler. Kamp sakinleri
yataklarında, pijamaları üstlerinde öldürüldü. Birçok evde pijamalarıyla
öldürülüp, kanlı bezlere sarmalanmış 3 ya da 4 yaşında çocuk cesetleri vardı.
Fakat çoğu katiller salt öldürmekle yetinmedi. Birçok olayda, saldırganlar
kurbanlarını öldürmeden önce organlarını kesti. Çocukların ve bebeklerin
kafalarını duvarlara vura vura parçaladı. Kadınlar ve kızlar balta darbeleriyle
öldürülmeden önce tecavüze uğradı. Bazen insanlar, sokakta toplu halde
kestirmeden öldürülmek için evlerinden zorla dışarı çıkartıldı. Milisler
baltayla, bıçakla, erkek, kadın, bebek,çocuk ve yaşlı ayırtetmeden öldürerek
etrafa terör saçtı. Kimi kez, kurban gördüklerini ve yaşadıklarını sonradan
anlatabilsin diye, ailenin bir ferdini sağ bırakıp diğer tüm fertlerini sağ
kalanın gözleri önünde öldürdüler... Birçok kadının önce ırzına geçilip, ondan
sonra öldürüldü. Öldürülen kadınlar sonradan çırılçıplak soyuldu ve vücutlar bir
haç oluşturacak şekilde dizildi. Tecavüze uğrayan kızlardan biri sadece 7
yaşındaydı.”
Babası,
annesi, büyükbabası ve tüm kardeşleri öldürülen 13 yaşındaki Filistinli bir kız
çocuğu şunları anlatır: “... Yanımda sürekli ağlayan 9 aylık yeğenim vardı.
Yeğenimin ağlaması askerden birini sinirlendiriyordu. Bu asker sonunda, ‘bu
çığlıklardan bıktım usandım’ dedi ve bebeğin omuzuna bir el ateş etti. Bunun
üzerine ağlamaya başladım ve ona, bu çocuğun ailemden sağ kalan tek çocuk
olduğunu söyledim. Bu söz askeri daha da sinirlendirdi, bebeği yakaladı ve
bıçakla keserek vücudunu ikiye ayırdı.”
(Sabra ve Şatila Katliamları
sf. 38, Amnon Kapeliouk)
Bu
tüyler ürpertici vahşetin yüzlerce örneği yaşanır Sabra ve Şatila’da. Kesin sayı
hiçbir zaman bilinemedi, ama binlerce ölü ve kayıp olduğu kesin. Ayrıca 3500
kişinin`de kamyonlarla götürüldüğü daha sonra hiçbirinden haber alınamadıgı
biliniyor.
Eretz Kontrol Noktası
Katliamı, 17 Temmuz 1984
11 ölü, 200 yaralı
Tunus Katliamı (1 Ekim
1985):
İsrail Tunus’taki FKÖ karargahına hava saldırısı düzenledi. Saldırıda 70 kişi
hayatını kaybetti.
Oyon Kara Katliamı (20
Mayıs 1990):
13 ölü, çok sayıda yaralı
Kudüs Katliamı (8 Ekim 1990):
Mescid-i Aksa’yı yıkarak yerine Süleyman Mabedi yapmak isteyen Yahudilerle
Filistinliler arasında çıkan çatışmada, İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu
30 Filistinli hayatını kaybetti, 850 kişi de yaralandı.
Hz. İbrahim Camii Katliamı (25 Şubat 1994) :
Batı Şeria’nın El Halil kentinde bulunan Hz. İbrahim Camii’ne sabah namazı
esnasında bir Yahudi tarafından gerçekleştirilen saldırıda, aralarında
çocukların da bulunduğu 50’nin üzerinde kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 300
kişi de yaralandı.
Kana Katliamı (18 Nisan 1996):
Bu katliam İsrailin verdiği ismle gazap üzümleri olarakta bilinir.Başbakan
Şimon Peres`in emriyle İsrail Lübnan’da bulunan BM korumasındaki Kana mülteci
kampına saldırdı. Çoğu kadın ve çocuklardan oluşan 109 Filistinli hayatını
kaybetti. Katliam, kafaları kopan çocukların oluşturduğu acı manzaralarla
zihinlere kazınırken, BM saldırının bilinçli olarak gerçekleştirildiğini
açıkladı.
Kudüs Katliamı (27 Eylül
1996):
Kudüs belediye başkanının kendiliğinden yıkılması için Kubbet’üs-Sahra’nın
altına tüneller açtırması sonucu patlak veren olaylarda üç günde 76 kişi
öldü.İsrail askerleri cuma namazı esnasında 4000 askerle Mescidi Aksayı kuşatıp
namaz kılan müslümanların kafalarına kurşun sıkarak öldürdü.
Ellinci Yıl Katliamı (14
Mayıs 1998):
İsrailin kuruluşunun 50. yıldönümünde, Filistinlilerin protesto gösterileri
sırasında çıkan çatışmalarda dokuz Filistinli hayatını kaybetti, 1.200
Filistinli yaralandı.
Cenin Katliamı (3-15 Nisan
2002):
Batı Şeria’daki Cenin Mülteci Kampı’na zırhlı birliklerle saldıran İsrail ordusu
yaklaşık 1.300 sivili katletti. Yani 13.000 mültecinin yaşadıgı kampta her 10
kişiden biri öldürüldü.Birleşmiş Milletler ise yayınladığı raporda İsraili
çatışmalardan sonra kampa insani yardım ve doktor girmesini engellemekle
suçladı.
Nuseyrat Katliamı (7 Mart 2004):
Gazze’deki Nuseyrat ve Bureyc mülteci kamplarına giren İsrail askerleri
araslarında dört çocuğun da bulunduğu 14 sivili öldürdü.
Şeyh Ahmet Yasin
Katliamı(22 Mart 2004):
Filistin’in manevi önderi Şeyh Ahmet Yasin sabah namazı çıkışında bizzat Şaron
tarafından yönetilen bir askeri operasyon sonucu sekiz Filistinli ile birlikte
hunharca katledildi. Yasin katliamı sonrası İsrail terörünün sınırlarının artık
kalmadığı anlaşılırken BM’ nin katliamı kınamasının önünde yine ABD vetosu yer
aldı.
Gökkuşagı operasyonu
(Mayıs 2004):
Gazze şeridindeki Refah`ta İsrail askerleri Filistinlilere ait evleri yıkmaya
devam etti.Enaz 40 filistinli öldürüldü.2000 yılında bölgede başlayan yıkımlarla
yıkılan ev sayısıda 2.000 i aşmış oldu.
Refah katliamı (mayıs 2004):
İsrail,
gökkuşağı operasyonunu protesto eden Filistinli kadın ve çocuklara
helikopterden 4 roket fırlattı.İsrail askerlerinin ve tanklarınında otomatik
silahlarla katıldıgı katliamda kadın ve çocukların 22 si öldü 50 si yaralandı.
Kana
katliamı (Agustos 2006):
37’si çocuk olmak üzere 60’tan fazla sivil öldürüldü. Kana kasabası yerle bir
edildi.
Lübnan
katliamı (12 Temmuz-14Agustos 2006):
1152 ölü
3500 den fazla yaralı.ölenlerin 400 den fazlası ise çocuklar.
Sadece bukadar değil Ramallah, Nablus,
Beytlaham, Tulkerem; Kalkiliya, Rafah, Han Yunus defalarca katliamlara sahne
oldu .İsrailin katliamları saymakla bitmez.Gazzede hergün öldürülen birkaç
Filistinli haberlere bile konu olamıyor artık.Halbuki oradaki soykırım dünyanın
gözleri önünde devam ediyor.
SON
SÖZ`ü Kuran`ı Kerim`e bırakalım.
Allahın vaadi haktır.
4 - Biz İsrailoğulları'na
Tevrat'ta şu hükmü verdik: "Muhakkak siz, yeryüzünde iki defa fesat
çıkaracaksınız ve muhakkak
büyük bir yükselişle yükseleceksiniz."
5 - Birincisinin zamanı
gelince,üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Onlar, evlerin aralarına
girip araştırdılar. Bu yerine
getirilmesi gereken bir
vaad idi.
(Bu MS.70 yılında
gerçekleşmişti)
6 - Sonra sizi tekrar o
istilacılar üzerine galip kıldık ve size mallarla ve oğullarla yardım ettik. Ve
toplum olarak sizin sayınızı artırdık.
7 - Eğer iyilik ederseniz,
kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz yine kendinizedir.
Artık diğer fesadınızın zamanı
gelince, yüzlerinizi
üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları ve ilk kez girdikleri gibi yine Beyt-i
Makdis'e (Kudüse) girmeleri, ele
geçirdikleri yerleri
mahvetmeleri için onları tekrar göndereceğiz.
İsra suresi:4,5,6,7. ayetler
|
• 2006-10-21 15:15:25 - tebrikler