Bu iki
kavram aslında birbirlerine çok yakın olmalarına rağmen birbirlerinden tamamen
farklı kavramlardır. Siyonizm fikri yüz yıllardır yurtsuz kalan ve oradan oraya
sürülen İbrahim oğullarının (Yahudilerin) bir yurt, vatan kazanımları için
ortaya atılmış ve süregelen bir fikir hareketi gibi gözükse de aslında o kadar
da masum değildir. Yıllarca sürgün hayatı yaşan Yahudiler likit yaşamaya
alışmışlar ve ağırlıkta hafif ama kıymette pahalı şeylerin ticareti ile zengin
olmuşlardır. Bu durum dünya devletlerinde, özelikle de Avrupa devletlerinin
içinde maddi güçleriyle kendilerini koruyacak kanunlar çıkarttırmak mantığını
doğurmuştur. Oradan oraya sürgün hayatı yaşayan bir milletin korunma
içgüdüsünden başka bir şey olmayan bu masum hareket; gücün farkına varılmasının
ardından devletlerin talihleriyle oynar bir hale gelmiştir. Bunun en büyük örneğini ABD nin kuruluşunda
yapılan Masonik ayinlerle ve halen ABD tarafından kullanılan masonik, siyonik
sembollerden de anlamak mümkündür.
Siyonizmin
hedefinin Yahudilere bir vatan sağlamak olduğu ve Siyonistlerin bu yönde
mücadele verdikleri doğrudur. Ancak bu mücadele, tarihin belki de en acımasız,
en zalim yöntemlerinin kullanıldığı haksız bir mücadeleye dönüşmüştür. 19.
yüzyılda gelişen Siyonizm, Yahudilere bir yurt sağlamak amacı ile yola çıkmış,
bunun için Yahudiler tarafından da kutsal kabul edilen Filistin topraklarını
seçmiştir. Buraya kadar makul ve meşru olan bu hedef, Filistin'de yaşayan
Müslüman Arap halkın (kenaanlılar) yok sayılması ile birlikte, acımasız bir
kolonileştirme ve etnik temizlik projesine dönüşmüştür. Bu dönemde
Siyonistlerin en sık kullandıkları "topraksız bir halk için halksız bir
toprak" sloganı, gerçek dışı bir propagandadır. Çünkü o dönemde ne Yahudiler
topraksızdır, ne de Filistin toprakları halksız. Siyonistlerin Filistin'e
başlattıkları göç hareketi, Ortadoğu'da kargaşanın da başlangıcı olmuştur.
Çünkü Siyonistler yeni geldikleri bu topraklarda, bölgenin halkı ile bir arada
yaşamak yerine, onları evlerinden çıkarmış, yurtlarından sürmüşlerdir.
Kökenlerinin
“14: Yeoşua ve Vaad Edilmiş Toprakların Alınması” gibi bazı ayetlerle Tevrat’a
dayandırılmaya çalışıldığı bir ideoloji olan Siyonizm aslında hiçbir şekilde
dini bir ideoloji değil, aksine Irkçı bir ideolojidir. Tevrat’a göre Allah’ın
İbrahim oğullarına vaat ettiği topraklardan bütün kenaanlıların temizlenmesi
gerekiyor… Tevrat’da konuşan Allah Moşe’nin yardımcısı Nun’un oğlu Yeoşua’ya
şöyle der: “ Kulum Moşe ölmüştür ve şimdi kalk ve Ürdün Nehrini geç. Sen ve tüm
halkın, İsraeloğulları’na verdiğim topraklara gideceksiniz. Ayağınızın bastığı
her karış toprağı, Moşe’ye söylediğim gibi, size verdim. Yaşamın boyunca hiç
kimse senden yetkili olmayacak. Ben de Moşe’de olduğum gibi, senin yanında
olacağım. Ne sana yardımımı azaltacak, ne de seni terk edeceğim. Güçlü ve
cesaretli ol ki Moşe’nin sana emrettiği gibi, Tora’ya uygun bir şekilde
yaşayabilesin. Nereye gidersen git, sağa ve sola sapmazsan, doğru yoldan
ayrılmazsan başarıya ulaşacaksın .”…
Halbuki gerçekte
Herzl ve Nordau gibi Siyonizm kurucularını ve onları izleyen kuşakları
etkileyen fikirler, 19. yüzyıl Avrupası'nın din dışı ideolojileriydi. Bunun en
belirgin örneklerinden biri "sağ kanat Siyonizmin kurucusu" olarak
bilinen Zeev Jabotinsky'di. Hitler ve Mussolini hayranı olan Jabotinsky, bu
faşist diktatörlerin ırkçı ideolojisinin Yahudi versiyonunu oluşturmak
istemişti. Siyonizm tarihi konusunda uzman araştırmacılardan biri olan Lenni
Brenner, Jabotinsky'den söz ederken şöyle yazar: Jabotinsky'nin ırkçılığının
kökenlerini görmek kolaydır. 20. yüzyılın yüzyıl başlarındaki zengin Batı
dünyası, ırklar arasındaki biyolojik çatışmaya dair Sosyal Darwinist fikirlerle
istila edilmiştir ve bu fikirler de çok geç kalmadan erken Siyonistler arasında
kök salmıştır. Jabotinsky'nin görüşleri, İsrail'in kurulmasıyla birlikte Herut
Partisi'nin temelini oluşturmuştur. Herut zamanla diğer bazı küçük partilerle
birleşerek Likud'a dönüşmüştür. Menahem Begin, İzak Şamir, Benjamin Netanyahu
veya Ariel Şaron gibi İsrail'in radikal, sertlik yanlısı politikacıları
Likud'un liderleridir. Bir başka deyişle, 2000'li yılların başında İsrail'in
başbakanlık koltuğuna oturan ve uzlaşmaz politikalarıyla şiddeti körükleyen
Ariel Şaron'un fikri kökleri, Jabotinsky'nin Sosyal Darwinizm'ine uzanmaktadır.
Bu "Sosyal Darwinist Siyonizm", İsrail'in bugüne kadar işlediği
insanlık suçlarının çıkış noktasıdır. Onun en önemli yanı ise, söz konusu
Siyonizm anlayışının, tamamen seküler ve hatta din-karşıtı bir ideoloji olan
Sosyal Darwinizm'den kaynak bulmasına rağmen, dini bir söylem kullanmasıdır.
Likud ve ondan da radikal olan İsrailli partiler; tüm Filistin topraklarını
ilhak etme, Filistinlileri katliamdan geçirme veya sürgün etme ve hatta diğer
Arap ülkelerinin topraklarını işgal etme gibi acımasız hedeflerini, Yahudi
dininin kavramlarını kullanarak, Muharref Tevrat pasajlarından alıntılar
yaparak meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. Oysa bu büyük bir yanılgıdır.
Yahudilik, aynen İslamiyet ve Hıristiyanlık gibi, İlahi bir dindir ve haksız
şiddet kullanımına hiçbir şekilde izin vermez. Yahudi dini, Allah'ın Hz. Musa
aracılığıyla İsrailoğulları'na indirdiği kutsal hükümlere dayalıdır ve bu
hükümler -tarih içinde bazı dejenerasyonlara uğramış da olsalar- genel olarak
adalet, barış ve merhameti emreder. Sosyal Darwinist bir ideoloji olan radikal
Siyonizmin, kendisine Muharref Tevrat'tan destek bulmaya çalışması, bir
zamanlar Mussolini ve Franco gibi faşistlerin Katolik Kilisesi'ni kendi
ideolojilerini desteklemek için kullanmaya çalışmalarına benzer bir
ikiyüzlülüktür.
İşte tam burada Siyonizm ile Semitizm ayrılmaktadır.
Siyonizm Büyük İsrail’i kurma sevdalısı bir grup dar görüşlü, yobaz’ın ortaya
attığı hastalıklı bir ideolojidir. İdeoloji olduğu için de potansiyel terörizmdir.
Semitizm ise sadece Yahudiliktir. Yani Anti Siyonistler Yayılmacı Irkçı,
Faşist, Şiddet düşkünü bir ideolojiye karşıdır. Fakat Antisemitistler
Museviliğe inanan her insana düşmandır. Bu da göstermektedir ki Siyonizm
insanlık açısından ne kadar tehlikeli ve yok edilmesi gereken bir olguysa,
Antisemitizm de o kadar tehlikeli ve ortadan kaldırılması gereken bir olgudur. İsrail’in
amca çocuklarıyla yaptığı savaşlarda (İsrail, Filistin, Lübnan, Mısır hepsi
Sami ırkından ve Araptırlar) gösterdiği alırı şiddetin ideolojik boyutu budur.
Evvelki hafta yayımladığımız “Ah Şu ideolojiler” başlıklı
yazımızda anlatmaya çalıştıklarımızdan birisi de buydu. Savaşın giderek arttığı
ve İsrail ile ABD nin ortak çabalarıyla Dünya kamuoyunun haklı nefretini
kazanan Siyonist İsrail hükümetinin yanı sıra bütün Musevilerinin Siyonist
olmadığı da unutulmamalıdır. Yani bir grup Irkçı, yobaz Siyonistin
yaptıklarından bütün Musevileri kötü addetmek gereksiz bir oluşumdur. Bu duruma
dikkat etmek gereklidir. Aksi takdirde Anti semit olanlarında fikri temelde
Siyonistlerden bir farkı kalmayacaktır.
|